BİR ÇIKIŞ YOLU YA RAB

     Çok sıkılıyorum. İçim daralıyor... Üzülüyorum... Üzüntümü giderecek, üzüldüklerim karşısında çare üretebilecek bir çalışma yapamamak ise kahredici...

     Şayet ailem olmasa...

     Benim maaşıma bakan insanlar olmasa hayatımda...

     (Ah Hicret Ehli gibi olsaydım. Ah bir Mus'ab'ın (ra) binde biri olsaydım.)

     Çekip gitmek istiyorum yalnızlıklara...

     Şöyle kendimi dinlemek...

     Kendimle başbaşa kalmak...

     Aslında kendimle değil, RABBİM'le bir olmak.

     Elimde Kur'an ile, dilimde zikir ile, ibadetlerle uzun bir zaman geçirmek istiyorum.

     Ta ki kendimi kaybetmeyeyim. Yeniden kendime geleyim.

     Kulluğumu kaybedip, sonsuz mutluluğu bulacağım ümidimi yitirmeyeyim...

     Ama.

     Burada kalmalıyım. Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen hayat devam ediyor.

     Filistin' de, Afganistan'da olanlara rağmen...

     Ülkemde maalesef yaşananlara rağmen hayat devam ediyor.

     Allah'ım. Ne olur dayanma gücü ver.

     Dinimi muhafaza ederek...

     Şu imtihan dünyamı ailemle, milletimle, ülkemle, didaşlarımla hayırla tamamlamayı nasip et.

     Sen'den istiyorum. Sen'den korkuyorum. Sen'i seviyorum. 

     Böyle yaşamak ve böyle ölmek istiyorum.

     Ne olur yardım et ALLAH'ım.  

İyilik

"Pasif iyi, aktif kötünün teşvikçisidir"
Pasif iyilerin varlığından,

iyilikten daha çok

 kötülük kazançlı çıkmaktadır.

Yani pasif iyiler istemeden de olsa,
aktif kötülerin teşvik primi

 olmaktadırlar.

Sonuçta pasif iyinin varlığı, iyiliği

çoğaltacağı yerde,

dolaylı yönden kötülüğü çoğaltmaktadır.

Bunu önlemenin en iyi yolu; pasif iyiyi

aktif iyi haline getirmektir.

Peki pasif iyiyi aktif iyi haline

getirmenin yolu nedir?
Cevap kısa:SORUMLULUK AHLAKI.

                          Sami Hocaoğlu 10 Ağustos 2007 Yenişafak

Serzeniş

Senai Demirci: Selam sana ey nebi

O kadar çoğaldı ki “bana ne!”lerimiz

O kadar birikti ki bahanelerimiz.

O kadar benimsedik ki “bana dokunmayan yılan”ları “bin yaşa”tmayı,

Sokakları kuşatan çaresizliği görmezden gelir olduk

Vicdanlarımızın sızısını kesiverdik

Haksızlıkların fotoğrafını çekerken, haksızlığa uğrayanları kendi yalnızlıklarına terkettik.

Hepimiz birimiz için olamadık; içimizden çıkıp hepimiz için olmak isteyen birilerini küçümsedik, ucuz kahramanlar listesine ekledik.

“Böyle gelmiş böyle gider”leri ağrı kesici gibi yutup başkalarına ağlayan yanlarımızı uyuşturduk

Rahatladık, çok rahatladık


Yüreğimize batacak kıymıkları geçtiğimiz yollardan temizlettik

Nefsimizin iştahını kesecek görüntülerin üstünü ustaca sıvadık

Yuvalarımızın duvarlarında dışarı sızdırmadığımız sevgi gölcüklerimizden bir kaç damla olsun serpemedik yoksulların üstüne göz yaşlarımızı tükettik, gönlümüzün yağmur yüklü bulutlarını kovduk

Çocukları, çocuklarımızı, çocuk yanımızı senin gibi sevmedik, senin gibi sevindiremedik

İçimizde sancıyla kıvranıp duran duygularımızı itip kaktık.

Yüreğimizi yakıp duran varoluş kaygılarını ciddiye almadık.

Derdimizi yok sayıp deva aramadık.

Sahte çarelere kanıp çaresiz kaldık

Oysa sen, oysa sen

Kalbimize sahip çıktın onca kötülüğün içinde

‘’Vicdanınızı tahriş edeni terk edin’’ dedin de,

‘’Şüpheli olandan uzak durun’’ dediğinde de,

Kalbimize güvendiğini sezemedik.

Hoyratlıklarımızı vicdanımızın cetveline vurduğunu göremedik.

Üç Aylar

Tüm mü'minlerin, özelde de dost ve kardeşlerimin ÜÇ AYLARINIZI tebrik ediyorum. Rabbim nice güzel haberlere, müjdelere, bereket ve hayırlara vesile eylesin...

Üç Aylar içinde müstesna geceleri, kadrini bilerek geçirdiğimiz geceler eylemesini Rabbimden diliyorum.

                                  Ebuali

Hâfızlık

 

Yaz ayları Kur’an okumayı adet hale getirmek için iyi bir fırsat
Bu yaz böylesine eşsiz bir fırsatı kaçırmamalı, başına konabilecek şefaat kuşunu uçurmamalı, koskoca bir tatili de Kur’an’sız geçirmemelidir vesselam...

Yolda yürürken yerde gördüğünüz bir kâğıdın üzerinde Allah isminin yazılı olduğunu görürseniz basıp geçemez, hemen eğilip alır, hürmetle korumaya çalışırsınız değil mi?.. Çünkü üzerinde Allah ismi celalini taşımaktadır bu kâğıt. O kutsal isim o kâğıdı hürmet edilecek dereceye yükseltmiştir.

İşte insan da aynen bu kâğıt gibidir. Kalbi, gönlü, hafızası kutsal konulardan bomboş ise kendini kıymetlendirecek kutsal yazılardan yoksun boş kâğıt gibidir. Böyle değil de, Kur’an’dan ayetler ezberlemiş, yani kalbine Allah’ın kelamını yazdırmışsa, artık o kimse ayak altına düşecek boş kağıt değersizliğinden çıkmış, üzerinde Allah ismi yazılı kâğıt kutsiyetine yükselmiştir. Hem öylesine yükselmiştir ki, Rabb’imiz de kelamını ezberleyerek kalbine yazdırmış olan bu kulunu, cennetine layık görmekle kalmıyor, ayrıca yakınlarına şefaat etme izni vereceğini de haber veriyor. Nitekim 1950’de Kayseri’de aldığım hafızlık diplomamda yazılan hadis-i şerif bu gerçeği açık ve net şekilde bildiriyor bizlere. İsterseniz hadisin bu müjdesini birlikte okuyalım:

-Kim Kur’an’ı ezberler, emirlerine uygun şekilde de yaşarsa, Allah Teala, ezberlediği Kur’an hürmetine onu cennetine almakla kalmaz, ayrıca akrabalarından cehenneme gitmesi kesinleşen on kişiye de şefaat etme izni verir!..

Evet, ünlü hadis kitabı İbni Mace’den alınan hadis aynen böyle haber veriyor Kur’an’ı önce okumasını öğrenen, sonra da ezberleyerek kalbine yazdıran hafızın Allah yanındaki itibarını...

Demek ki, Kur’an okumayı öğrenmekle kalmayıp ezberleyen kimseler, cennete girmekle kalmayacak, ayrıca yakınlarından cehenneme gitmesi kesinleşmiş on kişiye de şefaat edip kurtarma iznine de sahip olacaklar...

Sonuç böyle olunca, bilhassa Kur’an kursuna giderek ya da evinde özel gayretlerle Kur’an öğrenerek en azından namazlıklarını ezberleyenler, çevreleri tarafından da desteklenmeliler ki, şefaat edileceklerden biri de kendileri olma ihtimalini kazanmış olsunlar.

Bu konuda Hazreti Mevlânâ’dan vereceğimiz bir misal meseleyi olanca özellik ve güzelliğiyle anlatmaktadır. Bir gün huzuruna giren bir genci ayağa kalkarak karşılayan Mevlânâ, bununla da kalmaz, genci makamına oturtur, kendisi de karşısına geçip yere diz çökerek konuşmaya başlar...

Çevredekiler koskoca Mevlânâ’nın makamını bir çocuğa terk edip de karşısında diz çöküşünü uygun bulmazlar da itiraz yollu sorarlar. Hz. Mevlânâ yerine oturttuğu çocuğa gösterdiği hürmetin sebebini şöyle açıklar:

-Bu genç, Kur’an’ı ezberlemiş bir hafızdır. Kalbinde Kur’an yazılıdır. Siz sokakta üzerinde Allah yazılı bir kâğıdı görünce hemen hürmet göstererek eğilip alıyor, yüksek bir yere koyuyorsunuz da, ben kalbine Kur’an’ın tamamını yazdırmış bir gence ayağa kalkmaz, hürmet göstermez olur muyum? Kaldı ki, sizin hürmet gösterdiğiniz kâğıt üzerindeki yazıdan çok fazladır bu hafızın kalbindeki Kur’an yazıları!..

Hazreti Mevlânâ sözlerini şöyle tamamlar: -Sadece ben değil Allah (cc) da kelamını ezberleyenlere değer veriyor, cennetine almakla kalmıyor, ayrıca şefaat etme izni de veriyor.

Demek ki her insan önce Kur’an okumayı öğrenmeli, sonra da en azından namaz surelerini ezberleyerek kalbine Kur’an ayetleri yazdırmalı, bundan sonra da mümkünse her fırsatta okuyacağı Yasin, Tebareke, Amme surelerini de ezberleme derecesinde okuyarak kendini boş bir kâğıt durumundan çıkarıp değerli yazıları kalbine yazdıran hafız derecesine yükseltmeyi hedef almalıdır.

                                            Ahmed Şahin Ailem sh:41